Ruhsal gelişim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Yaşlanma düşüncesi her hücreye düşük frekanslı elektrik kıvılcımı gönderir.




Yaşlanma düşüncesi her hücreye düşük frekanslı elektrik kıvılcımı gönderir. Elektrik hızı yavaşladıkça bedenin çevikliği azalır. Çünkü bedenin kendini yenileme ve onarma yeteneği azalır. Böylece yaşlanma başlar ve bunu bedenin ölümü izler.
Bedeninizin kendini iyileştirebileceğini bildiğiniz anda, bu düşünce zarar görmüş bölüme, merkezi sinir sistemi yoluyla büyük bir elektrik kıvılcımı gönderir. Bu her hücredeki DNA faktörünün, hücreyi kusursuz bir biçimde kopyalamasına ve yenilemesine neden olur.

Bu şahane bilgi için "beynimdeki yabancıya" teşekkürler

Lanet ne demek?

Son zamanlarda Lânet okumak doğru mudur- değil midir ile ilgili bir sürü paylaşım dolanıyor.
Lânet bir insanın Allah'ın rahmet ve affından uzak kalmasını dilemektir.
Allahta Kuranda lanet etmiştir. Kur’an’da “lanet”, inançsızlar, bozguncular, fitneciler, yalancılar için yapılmıştır.
(Allah'ın laneti zalimlerin üzerine olsun!) [Araf 44]

Burada önemli olan o kimsenin bunu hak edip etmediği hususudur.
Gelişigüzel öyle her kızdığınıza lanet okumak doğru değildir.


“Muhakkak, lânet bir kimseye tevcih edildiği zaman ona yönelir. Eğer ona bir yol ve menfez bulursa (o kimse lâneti hak etmişse) onda kalır. Lânet hakkı değilse, 'Ey Rabbim, falan kimseye yöneltildim, fakat ona ne bir yol ve ne de bir menfez bulabildim.' der. Kendisine, 'Geldiğin yere geri dön.' denilir."


En doğrusu ve güzeli Allaha havale etmektir.

Neden Hasta Oluruz ve Nasıl Gerçekten İyileşebiliriz?



Hastalık, bedenin enerji sistemindeki dengesizliktir. Her hastalığın ruhsal bir amacı vardır: bizim nerede dengesiz olduğumuzu göstermeyi ve gelişmemizi motive etmeyi sağlar. Bedenin enerji sisteminin bazıları tıkandığında dengesizlik oluşur. Bu tıkanıklık, hücresel ve sistemsel durgunluğa yol açar. Bu durgunluktan virüs ve bakteriler rahatlıkla beslenmeye başlar. Virüsler ve bakteriler hastalığa neden olmazlar, hastalıkla beslenirler.

Virüs ve bakteriler bir bedenden diğerine öksürme, hapşırma, cinsel ilişki vb. yollarla geçebilir ama geçtiği bedende enerjisel dengesizlik ya da durgunluk yoksa orada beslenemez ve varlığını sürdüremez.

Hastalığın bu doğası anlaşıldığında, Batı tıp modelinin hastalıkları iyileştirme yönteminin eksik olduğu da görülebilir. Bebeklere kulak enfeksiyonları için antibiyotik ardına antibiyotik verildiğini görürüz. Anneler çocuklarının bir türlü iyileşmediğinden şikayet ederler. Antibiyotik vermeyi kestiklerinden çocuğun yine hasta olduğunu söylerler. Ebeveynlerin aklına, çocuğun iyileşmemesinin hastalığın kökenine inilmemesinden kaynaklandığı bir türlü gelmez. Hastalıkların kökeni duygusal ve zihinsel bedenlerimizde gizlidir.

Bazı hastalıklar, bedendeki virüs ya da bakterileri beslemez ancak fiziksel zayıflığa veya ağrılara neden olur. Migren, artrit, mide bulantısı ve ülser aslında bu gibi hastalıkların belirtileridir (semptom). Eğer bu belirtiler (migren) hastalığın kendisi olarak tanımlanırsa kullanılan reçeteli ilaçların semptom üzerinde etkisi olacaktır. Ancak bu, hastalığın kendisini tedavi etmeyecektir.

Kullandığımız tüm ilaçların ayrıca yan etkileri vardır. Hastalığı iyileştirirken başka sorunlar yaratırlar. Örneğin, migren şikayeti olan bir kadının boynunun ve omuzlarının gevşemesi için verilen güçlü bir kimyasal olan kortizon ancak geçici bir tedavi sağlar ve bağışıklık sistemini de zayıflatır. Kullanılan kortizonun dozunun giderek arttırılması gerekir ve sonuç olarak bağışıklık sistemi giderek daha da zayıflar. Hastalık olduğu yerde durur çünkü migren sadece bir semptom idi, hastalığın kendisi değil. Migrenin kökeninde çoğu zaman, aşırı gergin pelvik kasları yatar. Bu da genelde baskılanmış cinsel enerjiye işarettir. Burada da olduğu gibi, fiziksel semptomların görüldüğü bölge, enerji tıkanıklığının olduğu bölgeden farklı bir yerde de olabilir. Bu da, semptomları, gerçek hastalıkmış gibi tedavi etmenin yanlış olabileceğini gösterir.


Sadece kişinin doğal yaşam gücü iyileşmeyi sağlayabilir. Bu nedenle, iyileşme ancak kişinin canlılığının, farkındalığının, enerji akışının ya da sevgiyi deneyimleme arzusunun artmasına yardımcı olmayı sağlamakla gerçekleşebilir.

Tabii ki, en önemlisi, tüm hastalıkları önlemeyi bilmektir. Bu nedenle, “Neden hasta oluruz?” sorusu şöyle sorulmalı:

*Enerji yolları ilk başta nasıl tıkanıyor? Cevap: Fiziksel, zihinsel ve duygusal stresle.
*Bu stresler nasıl yaratılıyor? Cevap: Davranışlarımız ve inançlarımızla.

Örneğin, bir araba yolda önünüze kırdığında, patronunuz sizi işten attığında, istemediğiniz bir haber işittiğinizde kızmanız gerektiğine inanıyorsanız (ki bunun sebebi de genelde güçsüz ve aciz kalma korkusu olur) – kendinizde kızgınlık şeklinde bir stres/gerginlik yaratırsınız. Bu da akmakta olan enerji sisteminizi tıkar. Eğer gelecekle, işinizle, çocuklarınızla vb. ilgili endişe duymanın normal olduğunu düşünüyorsanız enerji sisteminizi tıkarsınız. Endişe, genelde refleks bir tepki olmasına rağmen, yine de bir seçimdir. Bir zamanlar endişe etmeyi öğrendiniz, şimdi farklı birşey hissetmeyi tercih edebilirsiniz. Endişe etme, korku, nefret, kızgınlık, imajla davranma, kendine koruma duvarları örme ve acı çekme, kültürümüz tarafından, anne-baba tarafından programlandığımız baskın davranış biçimleridir. Bunlara “davranış” diyoruz. Çünkü, bunlar, deneyimleriniz sonucu verdiğiniz davranışsal tepkilerdir. Örnek olarak; yolda yürürken arabanın size aniden çamur sıçrattığını düşünün. İlk duygusal refleksiniz şoke olmaya benzer bir hal olur. Kızmayı ise siz ardından seçersiniz. Kızgınlık, deneyimin parçası değildir. Siz bu durumun komik olduğuna da karar verebilirsiniz. Ya da şaşırmak/afallamak ile durumu yaşar ve başka herhangi bir gerginlik/stres yaratmazsınız. Bu artık sizin seçiminize kalır. Bu seçimlerinizi endişe, kızgınlık gibi duygulardan yana yaparsanız zamanla hayata direnç göstermeye/tepki duymaya başlarsınız.

Görüldüğü gibi, hastalık sorunu gerçekte bir ruhsallık sorunudur. Çünkü tüm hastalıkların sebebi SİZ’siniz. Kendi inanç ve davranışlarınızla enerji sisteminizi tıkıyor, dengesizliğe ve hastalığa sebep oluyorsunuz. Yalnızca siz bundan sorumlusunuz. Programlanmış düşünceleriniz, duygularınız ve davranışlarınız ile yaşama karşı gösterdiğiniz direnç stresin ta kendisidir. Bunlardan özgürleştikçe yaşama bakış açınız da değişir. Dünyayı daha net ve objektif bir şekilde algılamaya başlarsınız. Hiçbir reçeteli ilaç size bu tür bir sağlığı veremez.

Irsi (genetik) hastalıklara gelince, bunu derinlemesine ele aldığımızda, sadece doğduğumuz bedeni değil, belli inanç ve davranış modellerine sahip olan ana-babamızı ve içine doğduğumuz kültürün önyargılarını da araştırmaya dahil etmeliyiz. İçine doğduğumuz tüm koşulları da nesilden nesile aktarırız. Esasında, ruhsal-ben boyutunda doğarken sahip olduğumuz enerjiler/tıkanıklıklar, bu hayatta üzerinde çalışmamız gerekenlerdir. Gelişmemizi sağlayacak en uygun koşulları seçmek yine bize ait bir sorumluluktur. Irsi (genetik) hastalıklar, derin benliğimizin ifadesidir.

Bu anlamda, salgın hastalıklar da bir grup deneyimi olarak görülebilir. Toplumun bir bütün olarak çözmesi gereken deneyimlerdir. Fiziksel boyutta hastalıkların salgın hale dönüşmesi kolaydır çünkü toplumun genel dengesizliğinin olduğu alanlar aynı zamanda bireylerin de dengesiz ve durgun olduğu alanlardır.

Her hastalığın ruhsal bir amacı vardır: bizim nerede dengesiz olduğumuzu göstermeyi ve gelişmemizi motive etmeyi sağlar. Dengesiz alanlarımızı görmek ve sevgiyle ilerlemek dileğiyle.

Kaynak: Reiki, Ellerinizin İyileştirici Gücü – Ric. A. Weinman



Asla güne stres ve gerginlikle başlama. Uyu ve ruhun yenilensin, tazelensin.



"Muhteşem günden en iyi olanı bekleyerek, tazelenmiş ve yenilenmiş olarak uyan. Sen en iyi olanı beklediğin için de en iyi olan gelecektir. Rahatla ve Yaradana bırak.. Asla güne stres ve gerginlikle başlama. Uyu ve ruhun yenilensin, tazelensin. Güne sağ ayağınla, sevgi dolu ve şükran dolu bir yürekle, yeni günden harika beklentilerle başla. Bugünde, günü bozacak hiçbir kusur yok, peki neden bunu böyle korumayasın? Farkındalığını en yüksekte tut ve muhteşem oluşumların gerçekleşmesine tanık ol. Dünü, tüm hataları ve kusurlarıyla geçmişte bırak ve yepyeni bir sayfa aç. Neden geçmişi bu yeni güne taşıyasın? Her şekilde derslerini öğrenmelisin, ancak seni aşağı çeken, moralini bozan derslerin üzerinde fazla durup, yeni başlangıçlara ışıl ışıl ve coşku dolu bir kalple başlamana engel olmalarına izin vermeye ne gerek var?" E Cady-
.
Tüüüm güzellikler, güzel sürprizler yaşamınıza ışık olsun yağsın..
İYİ GECELER


Eğer düşersen, sadece kendini kaldır ve yürümeye devam et.

"Yürümeyi öğrenen bir çocuk düştüğü zaman cesareti kırılmaz tam tersine kalkar ve yürüyüş sanatında ustalaşana kadar tekrar tekrar dener. Bu ruhsal yaşam için de böyledir. Görünüşte yenilgi olan olayların seni ruhsal yolunda ilerlemekten alıkoymasına ve cesaretini kırmasına izin verme. Eğer düşersen, sadece kendini kaldır ve yürümeye devam et. Orada öylece durup kendine acıyıp, bu yaşamın çok zor olduğu ve onu artık taşıyamadığına dair şeyler söylemekle tatmin olma. Tutumun daima içsel mutlak güvene dayanmalı ve emin olmalısın ki bir kere yola adım attın mı, yoluna çıkan engeller her ne olursa olsun, sonuca mutlaka ulaşacaksın. Yalnız ve sükunet içinde geçirdiğin zamanın seni ruhsal olarak şarj ettiğini, ve gelen şey her ne olursa olsun, tereddüt etmeden ve çekinmeden karşılamana yardım ettiğini anlayacaksın."
E.Cady-

"Yaşamdan ne bekliyorsun?



"Yaşamdan ne bekliyorsun? En iyiyi mi bekliyorsun yoksa, hep en kötünün olmasından, bir şeylerin ters gitmesinden korkan ruhlardan mısın? 

Eğer öyleysen, başına geleni hak ediyorsun demektir, çünkü sen kendine ya sevdiğini ya da korktuğunu ve nefret ettiğini çekersin. Bilincin negatif bilinçse, çeliğin mıknatısa çekilmesi gibi sen de kendine negatifliği çekersin ve hayatında da seninle aynı zihniyette olan ruhları kendine yoldaş olarak tutarsın, çünkü benzer benzeri çeker. Bilincin sevgi bilinciyse, yaşam neşesi ve coşkusuyla dolup taşıyorsan, kalbin herkese ve her şeye karşı şükranla doluysa, kendine de nereye giderlerse gitsinler sevgi ve neşe saçan, neşeli, mutlu ruhları çekersin. Yaşamın, yaşamın sunabileceği en iyi şeylerle dolacaktır. Her olayda neden o olayın en iyi yanını görmeyesin ki? Şimdi, kendine en iyi şeylerin çekildiğini gör."
Eileen Cady-


Bugün, öfkelenme ve endişelenme.




Bugün, öfkelenme ve endişelenme.
Bugün, şükran dolu ol ve alçakgönüllü davran.
Bugün, işini özenle yap.
Bugün, var olan her şeye karşı nazik ve sevecen ol.


Dr.Mikao Usui


Yüksek Enerjili 7 Kelime

Bilinçaltı kodlarınızı değiştirecek 7 kelime.

ŞANS
Bence en yüksek enerjili kelimelerden biri ve kesinlikle olumlama yaparken kullanılmalıdır.
"Şans yıldızım her gün yükseliyor ve şansım artıyor"

ENERJİ
Bu kelime bilinçaltı kodlarında yoğun şekilde işleme sebep olan bir kelimedir. Olumlamalarda mutlaka kullanmanız gereken bir kelimedir.
"Bugün enerji doluyum. Enerjim tüm potansiyelimi arttırıyor.

SEVGİ
Yüksek bilincin kelimesidir. Kaynağa bağlıdır. Kaygılarınızı ve negatif enerjinizi azaltacaktır.
" Ben sevgiyim. Ben tüm yüreğimde sevgiyi yaşıyorum. Tüm enerjim sevgi kaynağına bağlı."

AFFET
Çok güçlü ve güzel bir kelime. Olumlamalarınızda size çok faydalı gelecek bir kelime.
" Kendimi Geçmişimi ve Tüm Her şeyi affediyor ve Beni engelleyen enerjileri çözüyorum"

AKIL
Mutlaka kullanmanız gereken bir olumlama kelimesi. Bilince ve bilinçaltına sesleniyor.
"Yaşamım aklımla ve bilgeliğimle yükseliyor. Aklım sorunlarımı çok kolay bir şekilde çözüyor"

SAĞLIK
Bedenin ve ruhun en önemli ihtiyacı sağlıktır. Mutlaka bu kelimeyi olumlamalarınızda kullanın.
"Sağlıklı ve İyi bir hayatım var. Tüm bedenim sağlıklı ve ruhum dingin"

HUZUR
Muhteşem değerli bir kelime olumlamalarımızın asıl amacı temelde budur. Olumlamanın en önemli cümlelerini oluşturur.
"Huzur tüm bedenimi ve çevremi sarıyor ve zihnimi kuşatıyor"


Kaynak:bilgierdemdir.com

Yaklaşımın ve bakış açınla yasamda en iyi ya da en kotu olanı kendine çekersin.



Daima her şey için iyimser bir bakış açısına sahip ol ve tüm karamsarlık ve olumsuzluğu uzaklaştır
Yaşamda pek çok harika insan, harika şeyler ve harika deneyimlerle çevrelenmiş durumdasın. Neden her şeyi oluruna bırakıp, tatsız, mutsuz ve zor olan ne varsa serbest bırakıp, o harika insanlara, şeylere ve deneyimlere odaklanmayıp, onlar için şükran duymayasın?

Yaklaşımın ve bakış açınla yasamda en iyi ya da en kotu olanı kendine çekersin.
O nedenle eğer koşullarını yasamı ya da insanları başına gelen şansızlıklar için suçluyorsan, içine donup bak ve yaklaşımını değiştirmek için ne yapabileceğini gör. Sen bunu yapmaya başladıkça, yavaş yavaş, değişimlerin gerçekleştiğini göreceksin ve ne kadar kutsanmış olduğunu ve yaşamın gerçekten ne kadar harika olduğunu fark etmeye başlayacaksın.


ICIMIZDEKI KAPILARI ACMAK / EILEEN CADDY

Hayatın hiçbir bölümü derssiz olmaz, yaşadığın sürece öğrenilecek dersler olacak.



Vücudun senin. Onu sev ya da nefret et. Hayat boyu seninle beraber kalacak. Hayat denen ve yaşadığın sürece devam eden bir okula kaydoldun. Sürekli dersler alacaksın ve bunlar hiç bitmeyecek, her gün yeni şeyler yaşama fırsatın olacak. Bazıları senin kontrolünde olacak. Bu deneyleri ya seveceksin ya da aptalca bulacaksın ama bunlar olacak. 
Hatalar yok yalnızca dersler var. Büyümek, deneme ve yanılma sürecidir. Başarısızlık yalnızca başarının alt basamaklarıdır. Önceki başarısızlıklar sonraki başarıların temsilcileridir.
Dersler öğrenilene dek tekrar edilir. Dersler çeşitli şekillerde öğrenilene kadar sana sunulacaktır. Derslerini tümüyle öğrendiğinde ancak diğerlerine başlama hakkın olacaktır.
Öğrenmek asla bitmez. Hayatın hiçbir bölümü derssiz olmaz, yaşadığın sürece öğrenilecek dersler olacak.
“Orası” buradan daha iyi bir yer değildir. Hayatının her anında aslında buradasın. Buradan başka her yer orası olacaktır ve her zaman “orası” “buradan” çok daha iyi görünecektir.
Sensiz ya da seninle. Başkaları senin aynandır. Kendinde sevip ya da nefret ettiğin şeyler olmadan başka insanları sevemez ya da nefret edemezsin.
Hayatta ne yaptığın tamamen sana bağlıdır. İhtiyacın olan bütün kaynaklara sahipsin. Onlara ne yapacağın tamamen senin sorumluluğun. Seçim senin.


Yazan: John SEYMORE



BEKLENTİLER SADECE ÜZER!..


Tanıdığınız herkese şöyle söyleyin:

‘Benim mutluluğum sadece bana bağlı, yani sen paçayı kurtardın.’
Ondan sonra da bunu gösterin. Onlar ne yaparsa yapsın, siz mutlu olun. Ne olursa olsun kendinizi iyi hissetme egzersizleri yapın, kendinizi iyi hissedin. Ve siz hiç anlamadan, hissettiklerinizle ilgili olarak hiç kimseye sorumluluk vermemeye başlayacaksınız – ve sonra…, sonra onların hepsini seveceksiniz. 
Çünkü onları sevmemenizin tek nedeni onları iyi hissetmemenizin sebebi olarak görmeniz.


Abraham – Esther Hicks-

Kendinizi diğerlerinin parayı kendilerine çekme yolunu ya da parayı harcama şekillerini eleştirirken bulduğunuzda, parayı kendinizden uzağa itersiniz.



Kendinizi diğerlerinin parayı kendilerine çekme yolunu ya da parayı harcama şekillerini eleştirirken bulduğunuzda, parayı kendinizden uzağa itersiniz.

Ama, diğerlerinin para ile ne yaptığının sizinle hiç ilgisi olmadığını ve asıl işinizin sizi iyi hissettiren şeyleri düşünmek, konuşmak ve yapmak olduğunu anladığınızda frekansınız sadece para konusuyla uyum içinde olmaz, hayatınızın her önemli konusu ile uyum içinde olur.


 (Esther Hicks, Money and Law of Attraction)

Yaradılışın Dört Prensibi



Yaşamızın amaçlarından biri de yokluğu, kıtlığı ve sınırlılığıaşmaktır. Yoksunluk deneyimi belli zamanlarda belli dersleri öğrenmekbakımından değerli olabilse de, o zorunlu bir öğrenim vasıtası değildir.Yoksulluk, yoksunluk ve kıtlık doğrudan asıl korkunuzdan,Kaynağınız’dan ayrı olduğunuz korkusundan kaynaklanır. Siz kendi bolluğunuzun,zenginliğinizin kaynağısınız. Yoksunluk ve kıtlık ile ilgili inançlarınızıortaya çıkararak, yaşamınızın, parasal özgürlük de dahil olmak üzere,her alanında bolluk yaratmaya başlayabilirsiniz.

Mutluluğun Dört Anahtarı :


KENDİNİ TAKDİR ETME : Doğal yeteneklerinizi kabul ve tasdik etme
yoluyla yaratma yeteneğinizi güçlendirir.


İZİN VERME :
 Sevgi dolu bir hayat yaşamanın anahtarıdır.


ŞÜKRETME : Bolluğu mıknatıs gibi çekmenizi sağlar. Siz neyin üzerinde
odaklanırsanız, o çoğalır.


BAĞIŞLAMA : Sağlığa ve rahatlığa götürür. Eğer rahatsız ya da
hastaysanız, daima, bağışlamanız gereken bir şey var demektir. Bağışlamak,
gerçek kimliğini hatırlatır.



"OMNI-Yaradılışın Dört Prensibi kitabı


Aborjinlerden...



*Bir kimse kızdığı zaman, yaşam enerjisi, su ya da kaygan kayalar gibi akmak yerine, her iki tarafa itilir ve keskin uçlu bir hale gelir. Bu, bedenin içine girer ve organlara zarar verir. Kızgınlık aynı, bedende yara açan ve çıkarılması zor bir mızrak gibidir.
*Gücenmenin uçları da sivridir ama onunkilerin uçlarında bir diken vardır, onun için bu insanın içine saplanır ve daha uzun süre orada kalır. Gücenme kızgınlıktan daha zararlıdır çünkü ondan daha uzun sürer.
*Haset, kıskançlık ya da suçluluk endişeden daha karmaşıktır ve düğümler karnında ya da derinin altında olabilir ya da bir başka yerde ki yaşam akışını yavaşlatabilir.
*Üzüntü çok küçük bir bozulmaya neden olur. Ve keder aslında sevgi bağı olan bir çeşit üzüntüdür. Bu, hayatta kalan kişinin ömrü boyunca sürebilir.
*Korku bazı şeyleri sona erdirir. Korku kan akışını, kalp atışlarını, solunumu, düşünceyi, sindirimi her şeyi bozar. Korku ilginç bir duygudur çünkü bu, aslında insansı değildir. Bu duygu çok kısa süreli bir hayatta kalma rolüne hizmet ettiği hayvanlardan alınmıştır. Hiçbir hayvan korku içinde yaşayamaz. İnsanların aslında korku duyacakları hiçbir şey yoktur. Onlar kendilerinin sonsuzluk olduklarını biliyorlardı. Şimdiyse korku gezegenimizi çevreleyen temel bir enerji gücü haline geldi. Korkunun içimizde yol açtığı zarar işte böyledir.
*İnsan yaşamı bir spiraldir, bizler sonsuzluktan geliriz ve daha yüksek bir düzeyde oraya geri dönmeyi umarız. Zaman bir dairedir. Ve bizim ilişkilerimiz de bir dairedir. Bizler Aborijin çocukları olarak, yaşamın ilk yıllarında her bir daireyi, her bir ilişkiyi kapatmanın önemini öğrendik. Eğer bir anlaşmazlık varsa biz bu çözümlenene kadar uyanık kalırız. Biz yarın ya da ileri ki bir tarihte çözüm bulmayı umarak gidip uyumayız. Bu, daireyi uçları kırılabilir bir halde açık bırakmak olur.
*Sen bu dünyaya bir ruhsal farkındalık düzeyinde geldin ve buradan daha GENİŞLEMİŞ bir düzeyde ayrılma fırsatına sahipsin.


•Marlo Morgan…


Kafanızı Meşgul Eden Negatif Düşüncelerden Arınmak İçin Kullanabileceğiniz 15 Basit Yöntem

Modern zaman insanını şüphesiz en çok huzursuz eden şey, bir an olsun durduramadığımız negatif düşüncelerdir sevgili dostlar. Üstelik onların bizi huzursuz ettiğini çok iyi bilmemize rağmen durdurmanın bir yolunu bulamamamız da canımızın daha da fazla sıkılmasına yol açan etmenlerden. Biz de bu yüzden düşündük ki, bu konuda artık bir fikir teatisinde bulunalım da el birliğiyle çözelim şu kafamızın içinde konuşup duran densizin derdi neymiş, ne istiyormuş bizden... 

İşte negatif düşüncelere karşı mukavemetinizin artmasını sağlayacak 15 yöntem:

1. Beden dilinin düşünceler üzerindeki etkisi çok büyüktür. Dik ve sağlam bir duruş kendinize olan güveninizi artırarak negatif düşüncelerle daha iyi baş etmenizi sağlayacaktır.


2. Sizi rahatsız eden, kafanızı kurcalayan meseleleri kendinize saklamayın. Bu meseleleri size en yakın olan insanlarla paylaşmak düşüncelerinizin hafiflemesine olanak tanıyacaktır.


3. Olayları değerlendirirken tek bir bakış açısının içine sıkışıp kalmamaya özen gösterin. Neticede kafanızın içindeki ses evrensel gerçekleri dillendirmiyor, yalnızca size ait küçük pencereden dünyanın nasıl göründüğünü anlatıyor.


4. Eskilerin, "Şeytan boşlukta gezer" gibi çok önemli bir lafı vardır sevgili dostlar. Boş durmayın, kendinizi meşgul edin. Hem düşünceleriniz hafifler, hem de ortaya bir şeyler koymuş olursunuz.


5. Klişe bir tavsiye gibi görünüyor olabilir ancak spor yapmak gerçekten çok etkilidir. Bedeninizi yorun ki, aklınızın meşgul olmaya hali kalmasın...


6. Negatif düşünceler daima eksikliklerden, sahip olunamayanlardan beslenir sevgili dostlar. Elinizde olanlara odaklanın, onların kıymetini bilin.


7. Size negativite aşılayan insanların söylediklerine kulak asmamayı öğrenin. Eğer etkilenmemeyi başaramıyorsanız da onlardan uzak durun.


8. Negatif düşünceleri yaratan beyin, bedeninizin bir parçasıdır. Bu yüzden öncelikle bedeninize iyi bakın, işlerin değiştiğini göreceksiniz.


9. Negatif düşüncelerin aklınıza gelmesini durdurmaya çalışmayın. Onlara ne kadar çok direnirseniz, o derece güçlü kılarsınız.


10. Bunun yerine o düşünceleri kabul etmeye çalışın. Unutmayın, onlara "negatif" denmesinin sebebi sizi rahatsız edebiliyor olmaları; siz rahatsız değilseniz, onlar da negatif değildir.


11. Nefesinizin hem bedeniniz hem de zihniniz üzerindeki gerginliği azaltma konusunda mucizevi gücü vardır. Bilinçli ve derin nefesler almaya çalışın.


12. Bu düşüncelere sahip olduğunuz için başka insanları ya da hayatı suçlamayın. Onların var olmasının sebebi yalnızca sizsiniz ve onlarla baş etmek de yalnızca sizin elinizde.


13. Kafanızın içindeki sesin söyledikleriyle dalga geçin. Mizah, zorlukların üstesinden gelmenin en basit ve kesin yoludur.


14. Doğru olduğunu düşündüğünüz davranışları sergileyin. İnançlarınızla davranışlarınız arasında oluşacak bir zıtlık, zihninizi de çelişkiye sokacaktır.


15. Ve düzenli olarak meditasyon yapın. Meditasyon yapmak, kafanızdaki düşünceleri dışarıdan bir gözle seyretmenizi ve aslında ne kadar küçük ve önemsiz olduklarını anlamanızı sağlayacaktır.



Ruhsal Aydınlanma Yaşadığınıza Dair 7 İşaret

Ruhsal aydınlanma pek çok cepheden zorlayıcı olabilir

Bir ruhsal uyanış başta kulağa hoş gelebilir...


Ancak, o aslında sizi ilerlemeniz ve yaşamınızı evrimleştirmeniz için mücadele içine sokacaktır. Birkaç kötü gün ve gece geçirmeden ve hayat hakkında düşünmeden de yaşamınızda ilerleyemezsiniz. Bu da genellikle hayatınızda bir takım dönüm noktalarına geldiğinizde olur. Bitirmeye çalıştığınız, sizi kirleten bir ilişki içinde olabilirsiniz; nefret edip ayrılmak istediğiniz, gelecek vaad etmeyen bir işiniz olabilir ya da sadece birkaç kötü alışkanlıktan kurtulmanız gerekiyor olabilir. Ruhsal aydınlanma size bu mücadeleler içinden geçecek gücü verecektir.

Peki ama şu anda böyle bir şeyin içinde olduğunuzu nereden bileceksiniz?

1 - Dedikoduya tahammülünüz yoktur

Artık hayatlarına sürekli daha fazla dram ve dedikodu getiren insanlarla uğraşamadığınızı farketmeye başlarsınız. Diğer insanlarla bu tip konuşmalara girmekten kaçınmaya başlar, artık bunları aştığınızı düşünürsünüz.

2 - Odağınızı kaybetmiş gibi hissedersiniz

Hiçbir şeye odaklanamadığınız zamanlar olur. Ne kadar denerseniz deneyin sadece önemli şeyler değil, herhangi bir şeye odaklanmakta da ciddi zorluk çekersiniz.

3 - Hayat kararlarınızı sogulamaya başlarsınız

Şimdi de tüm hayatınızı sorgulamaya başlarsınız. Hayatınızdaki insanlarla ilgili verdiğiniz kararları, arkadaşlarınızı, ailenizi ve partnerinizi sorgularsınız. Bu insanların hayatınıza olumlu ve esin veren katkıları olmuş mudur? Peki ya olmadıysa daha sağlıklı alternatifler aradınız mı? Negatif arkadaş ve aile üyeleriyle ilişkiyi kesmek işe yaramaya başlayabilir. İşinizi ve bu işin sizin için doğru olup olmadığını sorgulayabilirsiniz.

4 - Yalnız kalmayı tercih edersiniz

Sürekli kendinizle başbaşa vakit geçirmenin yolunu ararsınız. Çünkü bu ruhunuzu besler ve kendinizi tekrar "bütün" hissetmenizi sağlar. Bu zamanda çevrenizle fazla haşır neşir olmayı tercih etmezsiniz.

5 - Sezgileriniz her zamankinden daha yükselmiştir

Paranoya gibi düşünebilirsiniz belki ama, bu aslında güçlenen sezgilerdir. İnsanlar hakkındaki hisleriniz doğrudur ve sezgileriniz size "toksik" kişilerle, alışkanlıklarla ya da işinizle ilgili bir şeyler yapmanız gerektiğini söyler.

6 - Hayatınız daha fırtınalı bir hal almıştır

Hayat artık sakin değildir. Her şeyin parçalanıp yıkılmaya başladığını ve daha hararetli hale geldiğini farkedeceksiniz. Düzeniniz bozulmuş, yaşam programınız yıkılmıştır.

7 - Normal siz gibi hissetmezsiniz

Son olarak, sanki kendinizi kendiniz gibi hissetmezsiniz. Bir başkasını gözünden kendinize bakıyormuş gibi hissedersiniz. Tabii ki öyle değil. Bunlar sizin gözleriniz. Zihninizle asıl varlığınız ayrışıyor ve size dışardan bir perspektif katıyor.
Merak etmeyin... Bu duygular sonsuza kadar sürmeyecek. Tek yapmanız gereken sezgilerinize ve düşlerinize güvenmek. Böylece hayatınızın bu belirsiz ve fırtınalı döneminden başarıyla çıkacaksınız. Kendinize zaman ayırmaya, sabırlı olmaya gayret edin. Kararlar almadan önce tüm olasılıkları gözden geçirmeyi unutmayın ve bu süreçten sakınılamayacağını, ama ömür boyu da sürmeyeceğini hatırlayın.



Kaynak: consciouslifenews.com


Psikiyatrist David Hawkins ve BİLİNCİN BASAMAKLARI



2012 yılında Arizona, Sedona’da ölen Dr. David Hawkins Amerika’da gelmiş geçmiş en başarılı psikiyatristlerinden biri idi. Olağanüstü keşif ve yöntemleriyle psikolojik tedavilerde ve teşhislerde olağanüstü neticeler almış ve dünya çapında aranan bir uzman olmuştu. Onu özel kılan mesleği ve başarısı değil günümüzün en değerli aydınlanmış ruhsal rehberlerinden biri olmasıdır.Human energy

Yaşadığı bir aydınlanma deneyimi sonucu işini ve yaşam biçimini terkeder, oldukça büyük varlığını ailesine bırakır ve Sedona’da küçük bir kulübeye yerleşir. Burada 12 yıl gibi bir süre tamamen münzevi olarak ve aydınlanmanın getirdiği vecd halinde yaşar. Günlük ve basit işlerde çalışarak (bir kamyonetle gübre taşımış) günlük ihtiyaçlarını karşılar. 12 yıl sonra tanıştığı eşi onu keşfeder ve tekrar dünyaya dönmesini ve bilgisini insanlığa sunmasını sağlar. Bu dönemde önceden psikiyatri ve yöntemler üzerine yayınladığı kitaplar hariç 8 tane kitap yayınlar. Bu kitaplar onun aydınlanmış zihninin eserleridir.

Ruhsal bilinci yüksek bir psikiyatrist olarak yaptığı araştırmalar sonucu şöyle diyor Hawkins:

Pozitif ve her şeyi olduğu gibi kabullenen mutlu bir insanın yaydığı enerji, 90.000 insanın yaydığı düşük enerjiyi dengeler.
Sevgiyi gerçek anlamda yaşayan bir insanın yaydığı enerji, 750.000 insanın yaydığı düşük enerjiyi dengeler.
Barış ve huzur içinde yaşayan bir insanın yaydığı enerji, 10 milyon insanın yaydığı düşük enerjiyi dengeler.
Mevlanalığı yaşayan bir insanın yaydığı enerji, 70 milyon insanın yaydığı düşük enerjiyi dengeler.
Peygamber, ermiş seviyesinde yaşayan bir insanın yaydığı enerji ise tüm insanlığın yaydığı düşük enerjiyi dengeler.

Hawkins, Bilincin Basamakları adlı ilk kitabında bilinç basamaklarını ve onların derece ve değerlerini göstermiştir.
Kinesiyoloji testi kullanarak oluşturduğu bu tabloda en düşük seviye 1 en yüksek seviye 1000’dir. Her duygu ona eşlik eden bir titreşime ve kalıba sahiptir, bu da o kişinin bilinç seviyesini belirler. 250 birimin üzerinde olmayan bir bilinç seviyesi kişinin mutlu ve doyumlu bir hayat yaşamasını engeller.

200’ün altında bulunan bir bilincin yıkıcı olduğunu ve felaketlere yol açtığını söylüyor.

Bu çerçevede oluşturulan kategoride; 20 kalibreden 1000 kalibreye, utançtan aydınlama duygusuna, yok edicilikten saf bilince, nefretten ben bilincine uzanan 17 sınıf oluşturmuştur. Bu tablo detaylı incelendiğinde birey hem kendini hem muhataplarını, hem de toplumun öncülerine ve üretenlerine yönelik algılarını yeniden gözden geçirebilmekte, insanlara yönelik daha şeffaf bir düzeye gelebilmektedir.
Zarar vermeyen, zarar görmeyen, yorulmadan, yormadan, doyumlarını yakalayabilecek kişiliğe ulaşan bireyler yaşamın gerçek tadına varabilmektedir. Bilinç yapımızı geliştirmenin odağı, eksiklerimizi belirleyerek giderme çabamıza devam etmemizdir.



+ 700 Kalibre = Aydınlanma, Saf bilinç, Ben olma = İnsanlığı etkileyen en üst bilinç düzeyi
+ 600 Kalibre = Dinginlik, Bilgelik, Kendini gerçekleştirme = Beni aşmış bütüne katkıda bulunma düzeyi
+ 540 Kalibre = Haz alma, Dinginlik, kabullenme = Yüksek enerji, uç denemeler
+ 500 Kalibre….Sevgi, Aşkınlık, Zararsızlık ilkesi = Hızlı gelişen, globalleşen, sezgi gücü, duygu dan bilince geçiş.
+ 400 Kalibre = Soyut Kavrama, Objektif ve Rasyonel = Karmaşığı kolay özümseme, sentezci, felsefi yaklaşım
+ 350 Kalibre = Affedici, Uyumlu, Kabulcu = Çözümcü, güçlü öz disiplin, Eşitlik içinde çeşitliliğe saygı…
+ 310 Kalibre = İstekli, Umutlu, teşvik eden, optimist = Açık fikirli, dost, bütüne katkıcı, yeniden alt seviyelerden başlamaktan rahatsız olmayan, yüksek öz saygı…
+ 250 Kalibre = Nötr, güven, deneme ve tatmin = İçsel güçün ve güvenin başlangıcı, özgürlükçü, yargılamayan, .
+ 200 Kalibre….Güç, Cesaret, Olasılıklı = Öz eleştiriye açık, yeniyi deneyebilen, gelişime açık, üretkenliğe geçiş
+ 175 Kalibre = Mağrur, Şişkin Ego, Talepkar = Toplum onaylı şiddet meslekleri, dışsal güçle övünç, milliyetçilik, politik ve dinsel değerlere yükseltme. Duygusal problemlerini yok sayma..
+ 150 Kalibre = Kızgınlık, Şiddet, Saldırgan = Kızgın, Çabuk Parlayan, Kavgacı, abartılmış arzuların çaresizliğini yaşama.
+ 125 Kalibre = Kıskançlık, Arzu, Hayal Kırıklığı = Para, prestij ve güç kazanma arzusu
+ 100 Kalibre = Tutsak, Korku, Ceza = Kıskanma, Endişe, Totaliter yönetim ve Kurtarıcı beklentisi
+ 75 Kalibre = Trajik, Memnuniyetsiz, Depresif = Göz yaşı, Depresyon, Bağımlılık, Kayıp Yaşam
+ 50 Kalibre = Çaresizlik, Umutsuz suçlayıcı, Apati = Umutsuzluk, Yoksulluk, Çaresizlik, bitkinlik,
Başkalarına bağımlılık
+ 30 Kalibre = Gaddar, Kinci, Günahkar, Suçlu = Mazoşist, Öfkeli, Kurban Rolü
+ 20 Kalibre = Yok edici, Utanç, Öfke, Nefret = İçe kapanık, hiç hissetme, Paranoya, Psikoz, Sahte Gurur, tehlikeli kişilik

~Alıntıdır~


Gerçek sevgi olduğunuz haldir.



Kimseyle rekabete girmek zorunda değilsiniz, kendinizi kimseyle kıyaslamak zorunda değilsiniz. 
Yalnızca neyseniz o olmanız gerek; sevgi olmanız gerek ama gerçek sevgi, ruhunuzu ele geçirip sizi sahte aşka inandıran sevgi değil. 
Başkalarını sahiplenip kıskanmanıza yol açan ve sizi doğrudan tam işkence ve cezalarıyla cehenneme yollayan sevgi değil. 
Adına fedakarlık yaptığınız ya da adına kendinizi ve diğerlerini incittiğiniz sevgi değil. 
Sevgi sembolü öyle çok çarpıtıldı ki... Gerçek sevgi doğuştan sizinle gelendir.

Gerçek sevgi olduğunuz haldir.


Don Miguel Ruiz - Beşinci Anlaşma-




Her Gün Yaptığınız Beş Şey Altıncı Hissinizi Bloke Ediyor!



Her gün yaptığınız beş şey, daha iyi bir yaşamın anahtarı olan sezgilerinizi devre dışı bırakıyor. Altıncı his, biz farkında olsak da olmasak da, günlük yaşantımızda çok güçlü bir rol oynuyor. Siz de sürekli, “Neden bütün aksilikler beni buluyor ya da hayatımda yolunda gitmeyen şeyler var?” diye kendinize soruyorsanız , bu beş şeyden hangilerini sürekli yaptığınıza dikkat edin. “Mutlu, sağlıklı, harika bir hayatım var.”diyorsanız, bunu sürdürmek ve çevrenize faydalı olmak için yine bu yazıyı okumanızı öneririz.

Midenizde ansızın beliren bir ağrıyla kötü bir hisse kapıldığınızda, altıncı hissiniz sizi yakın bir tehlikeyle ilgili uyarmak için midenize tekme atıyor olabilir. Diğer taraftan aynı his size, eğer yeni bir iş fırsatı karşınıza çıktıysa onu mutlaka değerlendirmeniz gerektiğini de söylüyor olabilir.
Psikoloji alanındaki pek çok araştırma bir muamma olan altıncı hissin varlığını ispatlar niteliktedir. Örneğin iki psikolog ile bir mühendisin sonuçlarını dünyaya açıkladığı bağımsız bir deneyde, gönderici/iletici olan kişi binlerce kilometre uzaklıktaki alıcı konumundaki kişiye duygusal düşünceler göndermiş. Uzmanlar tam bu sırada alıcının parmaklarındaki kan hacminde gözle görülür bir artış gözlemlemişler. Bu da gösteriyor ki; alıcı gönderenin mesajını bilinç dışı seviyede, kendi bilinç alanında hissetmiş ve bedeni uyarıcıya tepki vermiştir.

İnsan olarak bizim okulda, ailemizde ya da medyada bize öğretilenden, anlatılandan çok daha büyük, inanılmaz bir potansiyelimiz var. Ama bedenimizdeki ve zihnimizdeki blokajlar nedeniyle çoğunlukla Altıncı His fenomenini deneyimlemeyi reddediyoruz.

İşte sezgilerinizi bastırmanıza neden olan, Altıncı hissinizi devre dışı bırakan 5 faktör:

1. Mantığınızın düşüncelerinizi ve hareketlerinizi kontrol etmesine izin veriyorsunuz:
Sezginin en büyük düşmanı mantık, sizin iç güdüsel şeyleri hissetme yeteneğinize ve yüksek benliğinizle erişiminize ket vurabilir. Çoğumuz lineer düzlemde koşullanmış hayatlar yaşıyoruz. Okulda bize “neyi düşünmemiz” gerektiği öğretilir, “nasıl düşünmemiz” değil. Daha da önemlisi, ortalama müfredatta ezoterik konulara ve hislerinizin şifresini nasıl çözeceğinize asla yer verilmez. Analitik düşünce bize problemlerimizin çözümünde yardımcı olabilir ve asla göz ardı edilmemelidir ama aynı zamanda alternatif yollar keşfetmemizi sağlayan sezgisel bilgiyi kullanmamızı da engeller. Sezgi çoğu zaman mantıklı olmaz ama bu onun doğru olmadığı anlamına da gelmez. Sezginizin yolundan gidin, zihninizin sizi inanmanız için ikna ettiği şeyin değil.

2. Hayatınızda sürekli negatif olaylar gerçekleşiyor:
Eğer evrenin size gönderdiği işaretlere dikkatinizi vermezseniz, en yüksek hayrınıza olmayan kararlar
verebilirsiniz. Pek çok insan hayatlarını otomatik pilotta yaşar ve eğer kendileri ve çevreleri hakkında daha fazla farkındalık içinde olsalar hayatlarının çok daha iyi olacağı hakkında bir kirleri yoktur. Her gün meditasyon, gözden geçirme/derinlemesine düşünme, temiz hava alma, nefes egzersizleri, yoga gibi sizi şimdiki ana getirecek, yaratıcı enerjinizi yükseltecek bir şeyler yapmak için zaman ayırın. Hayatınızın her gününü koşuşturmaca içinde geçirdiğinizde önemli mesajları kaçırırsınız. Yavaşlayın ve sezgilerinizle bağlantıda kalmak için daha bilinçli yaşayın.

3. Egonuzun içinde çok fazla yaşıyorsunuz:
Kendinizi sürekli başkalarıyla karşılaştırmak, kendini küçümsemek ya da büyük görmek, çok fazla üzülmek ve öz değerinizi yükseltmek için mukayese yapma ihtiyacı hissetmek altıncı hissinizle bağlantınızın kopmasına neden olur. Siz kalbinizde daha fazla yaşamayı öğrenmedikçe ego hayatınızı kontrol altına almak ve sizi sürekli aşağı çekmek ister. Meditasyon egonun çözülmesine yardım eder çünkü siz benliğin gerçekte var olmadığını, sadece farkındalığınızın var olduğunu fark edersiniz. Ego zihni temsil eder, gerçek benlik ise kalbi işaret eder. Altıncı his mantıksal düşünceden çok hisleri temel aldığından siz zihnin gevezeliklerini susturma ihtiyacı hissedersiniz. Böylece kapıları egonun dominantlığıyla zorlayacağınıza, yaşamla efor sarf etmeden akabilirsiniz.

4. Başkalarının ne düşündüğüne çok fazla önem veriyorsunuz:
Eğer sürekli çevrenizden onay beklerseniz sezgisel yaşayamazsınız. Hayatınız diğer insanların görüşleri etrafında dönüyorsa özgün bir hayat yaşayamazsınız. Altıncı hissiniz en iyisini bilir, o yüzden boşuna enerjinizi sizinle aynı vizyonu paylaşmayan insanların gözüne girmek için harcamayın. Çünkü onlar asla sizin yaşam tarzınızı onaylamayacaklardır, bu nedenle onaylarını almak için zahmete girmeyin. Seçimlerinize değer vermesi için başkalarına ihtiyaç duymadan kendi kararlarınızı alırken güvende hissedin. Bu biraz pratik yapmayı gerektirecektir ama sizin içsel rehber sisteminiz sizi günden güne yönetiyor olacaktır. Sadece iç sesinizin, dışınızdaki seslerden daha fazla yükselmesi için ona fırsat verin.

5. Kendinizi çevrenizden ve kendinizden kopuk hissediyorsunuz:
Altıncı hissiniz çok daha güçlendiğinde kendinizle ve başkalarıyla ilişkilerinizde daha derin bir bağlılık hissedersiniz ve yeryüzündeki bütün yaşamla çok daha fazla empati kurmaya başlarsınız. Bu dünyayı eşsiz bir şekilde etkileme gücüne sahip olduğunuzu fark edersiniz ve bu gezegende kendinizi geliştirmek için dışarıdan herhangi bir şeye dayanmaya ihtiyaç duymazsınız. Eğer henüz böyle hissetmiyorsanız cesaretsizliğe kapılmayın Sadece zihninizi rahatlatın ve zaten içinizde olan bilgeliğin yüzeye çıkmasına izin verin. İçinde yaşadığımız yüksek tempolu dünya bizi gerçek doğamızdan kolaylıkla uzaklaştırabilir, o halde her seferinde matriksten şinizi çektiğinizden emin olun ve yüksek boyutlardaki engin bilgiye bağlanın. Hepimiz yaşamlarımızın mimarı olması için sezgilerimizi kullanmaya doğuştan yetenekliyiz. Sadece yaşadığımız yapay dünyada altıncı his ile bağlantıya geçmek için biraz efor sarf etmeye ihtiyacımız var.

Eğer daha bilinçli, mutlu bir hayat yaşamaya başlamak istiyorsanız sık sık meditasyon yapın, kalbinizde yaşayın ve her şeyin üstündeki sezgilerinize güvenin.

Kaynak: Spirütüeller.com