Sevdiğim yazılar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

“Kısacık bir ziyaret için buradasın.....



Acele etme, 



telaşe etme, 


kaygılanma 


ve 


çiçekleri koklamayı unutma ..





Walter Hagen.


Herkes kalbinin renginde yaşar hayatı.

Ve herkes kalbinin rengini bulaştırır etrafındakilere.
İnsan kalbinde ne taşıyorsa dünyaya bakınca da onu görür.
Tolga Akpınar



Olmuyor başka ... Olmayacak başka...!



İnsan kendine eski arkadaşlar yaratamaz ki.





İnsan kendine eski arkadaşlar yaratamaz ki.
Bunca ortak anının, birlikte yaşanmış bunca zor saatin, bunca bozuşmanın, bunca barışmanın, bunca gönül deviniminin yerini hiçbir şey tutamaz.
Yeniden kurulamaz bu dostluklar.
Bir meşe ağacı dikip de, çabucak gölgesinde barınmayı ummak boşunadır.
Antoine de Saint Exupery

"Yalnızların Gücü."


THE Boston Globe'da bu hafta çarpıcı bir yazı çıktı, gözlerden kaçmış olabilir. Başlığı ilginçti: "Yalnızların Gücü."

Makalede, başta Harvard Üniversitesi'nde olmak üzere, şu anda yürütülen çeşitli bilimsel araştırmaların yayınlanan sonuçlarına atıfta bulunularak şöyle bir sav geliştiriliyor: "Yalnız çocukların, tek başına kalabilen gençlerin ve genelde yalnız olan insanların empati gücü, sürekli sosyalleşenlere kıyasla daha yüksek çıkıyor."


Bir başka ifadeyle, durmadan grup psikolojisiyle hareket eden, kendini bir kolektivitenin parçası olarak gören ve bunun dışında bağımsız bir kimlik kuramayan insanlar, hangi kesimden olurlarsa olsunlar, ara ara yalnız kalabilen insanlara kıyasla empati kurmakta, başkasına tolerans göstermekte ve farklılıklara anlayış ve şefkatle bakabilmekte daha geride kalıyorlar.

O halde yalnız insanlar, sandığımız gibi, illa da asosyal, beceriksiz ve mutsuz bireyler olmayabilir. Birkaç ayrı üniversitede yapılan deneylerde, tam tersine, yalnız kalan insanların kalamayanlara göre daha mutlu ve daha uyumlu tipler oldukları belirleniyor. Devamlı başkalarıyla vakit geçirmenin insanın zihnini yoran, hatta moralini yıpratan bir yanı var.

Hani hep duyarız, "İnsan sosyal bir varlıktır" lafını. Sosyalleşmeye, gece gündüz başkalarıyla zaman geçirmeye çok büyük ve başat bir ihtiyacımız olduğuna inanırız. Ama hakikaten öyle mi acaba? Bu iddia biraz tuhaf gelebilir fakat düşünmekte yarar var. Belki de gereğinden fazla sosyalleşiyoruz; bilhassa bizler, Türkiye'de.

Güzelim dostluklara, canım arkadaşlıklara bir sözüm yok. Onlar ekmek gibi, su gibi hayatın olmazsa olmazları. Nitelikli bir sohbetin, muhabbetli, keyifli bir dostmeclisinin yeri her zaman apayrı. Ama bir de boşu boşuna, yararsızca, verimsizce, sırf etrafa ayak uydurarak geçirdiğimiz o günler, saatler var ya... Hatta haftalar, aylar, hayatlar... Bir sosyal akışa kapılarak, gençlerin tabiriyle "öylesine takılarak". İşte o hallerden pek bir fayda yok kimseye.

İnsan sosyal bir varlık, doğru. Ama insan, aynı zamanda yalnızlığından çok şey üretebilen bir varlık. Ve belki de bugün en temel ama bir o kadar soyut olan
eksikliklerimizden biri de bu: "Yeterince yalnız kalmıyor, kalamıyoruz."
Kalmıyoruz, çünkü hayat sosyallikler ve tekrarlar üzerine kurulu. Ritim böyle, düzen böyle. Ve biz alışmışız bu şekilde yaşamaya. Akıp gidiyor nasıl olsa. Çok fazla düşünmüyoruz üzerinde. Kalamıyoruz, çünkü en basitinden bizler önyargılıyız yalnızlık konusunda. Bunu bir acz, bir zayıflık olarak algılıyoruz.

Etrafımızda başkaları varken, kalabalıklar içindeyken kendimizi daha korunaklı addediyoruz. Ya da daha başarılı. Daha karizmatik. Daha mutlu. Etrafa da bu gözle bakıyoruz. Birbirimizin yalnızlıklarına saygı göstermiyoruz. Bir kafede, mesela bir parkta, şehir meydanında, üniversite kampusunda, kendi kendine oturup bir şeyler karalayan, okuyan, düşünen, içine çekilen insan ne kadar az.

Halbuki sanat, felsefe, edebiyat, düşünce, derinlik hep o yalnızlıklardan çıkıyor. Kendimizle baş başa kalabildiğimiz ender anlardan.

– Elif Şafak


KENDİME ÖĞÜTLER


Hayatında her ne yapıyorsan şikayet etmeden, söylenmeden yapacaksın. Eğer hoşuna gitmiyorsa neden bunu yaşadığını kendine sormalısın. Değiştirmenin yoluna bakacaksın.


...Karşılaştığın her olay, her durum senin hak edişinde yerini alıyordur. Biri sana hakaret etse bile bunun karşılığı senin içinde bir yerlerde. Ara ve bul.

...Kendini ifade etmekten kaçınmayacaksın. Kendini dogru, anlaşılır ve tam ifade etmeye özen göstermelisin. An’ da geri dönüp bakmamak adına bunu yapmalısın.


Ne yapıyorsan kendin için yapıyorsun. Diğeri ne yapıyorsa kendi için yapıyor. Diğerlerine kaptırdığın enerjini kendine kullan.

İçinde dengede kal; Çünkü iyi veya kötü, var veya yok, doğru veya yanlış… Fark etmez.

Kendi değerini ne hafife al ne de abart. Diğerlerinde nefret ettiğin, kınadığın, sevmediğin veya beğendiğin, imrendiğin her şey senin potansiyellerindir. Ne aşağıdasın ne yukarıda, buradasın. Unutma.

Hedeflerini belirle. Şayet olmazsa, bil ki yerine başka bir şey oluyordur.

Bir şey için sakın oldu, tamam, bitti deme. Sonrasında yanıldığını anlamak ister misin? Düşün.



Yaşadığın sürece “devamı” var. Başladığında biter, bittiğinde yeniden başlar..Döngünün içindesin.

Haksızlıklara tepkiliysen, haksızlığa uğrarsın. Buna izin ver. Haklılık ile haksızlık arasında fark olmadığını yaşayarak anlamak zorunda kalmamayı yeğle.

Ne yaşarsan yaşa..Duygular ve peşine düşünceler üretirsin..Esiri olma,özgürlüğü seç.

Kendi önemini iyi kavra..Yaşamın, senin birey olma fırsatındır. Değerlendir.

İnce bir çizgi üzerindesin. Meyillerini incele hem de detaylıca.

Gölgeler diyarındasın, her şey mümkün. Neyi ciddiye alırsan, senin gerçekliğine dönüşür. O sahte gerçeklik, senin enerjinden çalar. Kendinden çalmak ister misin?



Çok şükür!



"Dünyanın dört yanında bir koroyu ya da senfoniyi ya da bebeklerinin ağladığını duyamayan milyonlarca insanı düşün. Yaz oraya, "Duyabiliyorum, Tanrı'ya şükür." Sonra bu kağıda görebildiğini yaz ve dünyanın dört bir yanında bir şelaleyi, çiçeklerin tomurcuklanışını ya da sevgililerinin yüzünü göremeyen milyonlarca insanı düşün. Yaz oraya, "Görebiliyorum. Tanrı'ya şükür."
Sonra okuyabildiğini yaz oraya. Dünyanın dört bir yanında o günün haberlerini, memleketten gelen bir mektubu, yoğun bir sokaktaki dur işaretini ya da…
Kalemi aldım ve başladım
"Duyabiliyorum.
Konuşabiliyorum.
Oğlum var.
Annem var.
Abim var.
Dans edebiliyorum.
Şarkı söyleyebiliyorum.
Yemek yapabiliyorum. Okuyabiliyorum.
Yazabiliyorum."
Şimdi yaz, çok şanslıyım. Ve minnettarım.Bu çalışmanın sonrasında hayatımda suların her zaman sakin akmayabileceğini, yaşantımın zorlayıcı günlerinin parlak ve ümit verici olabileceğini, fakat olmayabileceğini de kabul ettim. Bu yüzleşmeden beri, günlerim fırtınalı ya da güneşli de olsa ve gecelerim ihtişamlı ya da yalnız da geçse minnettar olma tutumumu koruyorum. Eğer karamsarlık, düşüncelerimi işgal etmekte ısrarcıysa, her zaman yarının olduğunu hatırlıyorum.
BUGÜN MUTLUYUM."
.
Annem ve BEN ve ANNEM
Maya Angelou-